En son konular
» DreamBox Kullanıcılarına özel FLASHWIZARD 7.02 Türkçe
C.tesi Eyl. 17, 2016 8:48 am tarafından turnurbil

» Canli MAc Izleme linki
Perş. Kas. 19, 2015 8:42 pm tarafından fatih266

» E2 Setting 7,13,19,42
Paz Kas. 01, 2015 10:04 am tarafından codegen

» Redline Aradiginiz hersey tek link Her zaman guncel Arkadaslar
C.tesi Eyl. 26, 2015 5:57 am tarafından UCANKUS004

» Çökmüş Dreambox DM 500S Kurtarma
Salı Eyl. 22, 2015 12:43 pm tarafından yavoth

» DM800HD Clone Patched Images (Sim 2.01 SSL#84D OE2.0)
Perş. Tem. 02, 2015 2:38 pm tarafından Admin

» All Files in Our Enigma2 Addons
Çarş. Tem. 01, 2015 10:55 pm tarafından ttys

» E2 - Dreamboxedit_setup 5.1.1.1 ile İP TV eklemek
Paz Mart 22, 2015 1:48 am tarafından AHMCEL

» Ace Stream Media 3.0.3 programı ve paylaşım bölümü
Perş. Mart 05, 2015 1:59 pm tarafından Admin

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Haber

Html Kodları
http://www.btgroup.com.tr/tr/
Canli Radyo

Fbml Kodları

http://www.btgroup.com.tr/tr/
Eylül 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930 

Takvim Takvim


BEDİR GAZVESİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

BEDİR GAZVESİ

Mesaj tarafından Admin Bir Salı Kas. 15, 2011 9:29 am

BEDİR GAZVESİ

İslâm devletinin Medine'de kurulmasından sonra müslümanlarla müşrikler
arasında meydana gelen ilk savaş. Bu savaşa, yapıldığı kasabanın adıyla
anılarak, Bedir Gazvesi denilmiştir.

Bedir kasabası Medine'nin 120 km. kadar güneybatısında ve Kızıl Deniz
sahiline 20 km. uzaklıktadır. Bedir, Mekke'den gelip Medine'den geçerek
Suriye'ye kadar uzanan yol üzerinde olup, Mekke-Medine arasındaki konak
yerlerinden biri idi. Bedir halkı kasabalarına uğrayan ticaret
kervanlarına verdikleri hizmetler karşılığında elde ettikleri
kazançlarla geçinirlerdi. Ayrıca her yıl Zilkade ayında burada kurulan
bir panayır kasaba halkına önemli gelir sağlardı. Bedir kasabasının
İslâm savaş tarihinde önemli bir mevkii vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)
müşriklerle çarpışmak üzere buraya üç defa gelmişti. Birincisine ilk
Bedir Gazvesi adı verilir. Savaşa henüz izin verilmediği dönemlerde
Mekkeli müşrikler müslümanlara saldırılarına devam ediyorlardı. Fakat
hicretin altıncı ayından sonra cihat izni verilince artık müslümanlar
kendilerini ve İslâm devletini koruma imkânı bulmuşlardı. Bir ara
müşrikler o sırada henüz müslüman olmamış olan Kürz b. Câbir'in
kumandası altında bir askerî birlik gönderip Medine'nin çevresine
saldırtmışlardı. Kürz ve yanındaki müşrikler Medine'nin güneyinde Cemmâ
denilen yere gelip müslümanların sürülerine saldırmış ve
yağmalamışlardı. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.) Medine'de Zeyd b.
Hârise'yi devlet başkanlığına vekil tayin edip bir grup müslümanla
Sefevan vadisine kadar ilerledi. Kürz ve adamlarını takip eden Hz.
Peygamber, müşriklerin izlerine rastlamayıp Medine'ye geri döndü. Bu
gazveye ilk Bedir Gazvesi adı verilir. Peygamber, hicretin ikinci
yılında Rabîü'l-evvel (623 Eylül) ay'ı başlarında bu sefere çıkmıştı.

Müslümanların her şeylerini Mekke'de bırakıp Medine'ye hicret etmeleri
müşriklerin İslâm'a ve müslümanlara olan kinlerini dindirmemişti. Hatta
müslümanların Medine'de devletlerini kurup yerleşmeleri Mekkeliler'e çok
ağır gelmişti. Müşrikler İslâm'ın bu başarısını hazmedemeyip mutlaka
durdurmak için yollar aramağa başladılar. Hicretten önce Abdullah b.
Übey b. Selül adındaki kabîle reisi Medine'de taç giyip kral olmak üzere
idi. Fakat akrabalarının ve destekçilerinin büyük bir kısmı müslüman
olup Hz. Peygamber (s.a.s.)'i şehirlerine davet edince, artık burada bir
Arap devleti değil İslâm devleti kurulmuştu. Bunu bir türlü içine
sindiremeyen Abdullah b. Übey, etrafındaki bazı adamlarıyla birlikte
İslâm'a girdiklerini söylemişlerse de asla içten iman etmemiş,
münafıklıklarını sürdürmüşlerdi. Bunu fırsat bilen Mekkeli müşrikler
eski dostları olan İbn Übey'e bir mektup yazarak şöyle demişlerdi: "Siz
bizimkileri barındırdınız. Ya siz Muhammed'i öldürür veya yurdunuzdan
çıkarırsınız; yahut biz hepimiz toptan gelip üzerinize saldırır
erkeklerinizi öldürür kadınlarınızı esir alırız."

Hz. Peygamber ve arkadaşlarının Medine'ye gelmeleriyle krallığı
engellenen Abdullah b. Übey, etrafındaki münafıklarla İslâm'ı içten
yıkmağa çalışıyordu. Onun gayesi gayet açık idi. Krallık isteyen bir
adam İslâm devletinde ve Peygamber'in başkanlığında barınamazdı.
Münafıklar, dünya ve dünya çıkarlarının peşine takılmış müşriklerle
işbirliği yaparak, İslâm'ın Medine'deki hâkimiyet ve devletini yıkmağa
çalışıyordu.

Müslümanlar, müşriklerle münafıkların kurdukları bu işbirliğini haber
aldılar. Mekkelilerin gönderdiği bu mektup onların ve Medine'deki
münafıkların gayelerini gayet açık bir şekilde ortaya koyuyordu.

O bakımdan, müslümanlar çok dikkatli idiler. Bu düşmanlardan gelebilecek
saldırıya hazırdılar. Resulullah ilk tedbir olarak, Medine-i Münevvere
çevresine küçük müfrezeler gönderdi. Bu müfrezeler, Kureyş'in ticaret
kervanına engel oluyor ve Medine çevresindeki kabîlelerle barış
anlaşmaları yapıp, Medine-i Münevvere'nin güvenliğini sağlıyordu.

Hamza b. Abdülmuttalib, Ubeyde b. Hâris ve Sa'ad İbn Ebi Vakkas (r. an.)
gibi ileri gelen sahabiler, bu müfrezelerin başında görev yapmışlardı.
Bunlar kan dökmemeğe dikkat ediyorlardı. Yalnız Abdullah b. Cahş (r.a.)
müfrezesi Bedir'den önce düşmanla çarpışan ilk İslâm seriyyesidir. Bu
hadisenin savaşılması haram aylardan Recep ayının son gecesinde olması,
müşriklerin dedikodusuna sebep oldu. Bu olay üzerine, haram aylarda
savaşmak hakkında aâyetler nazil oldu. Bu ayetlerde, müslümanlara, cihat
izninin verileceğine dair müjdeler vardı. Ve hemen ardından da savaşa
izin veren ayetler geldi.

"Kendileriyle savaşılan (mü'min)lere izin verildi. Çünkü onlara
zulmedilmiştir. Ve Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeğe kadirdir. "
(el-Hacc, 22/39).

"Ey inananlar, korunma tedbirleri alın; bölük bölük veya hep birlikte savaşa gidin." (en-Nisâ, 4/71).

"(Yeryüzünde) hiçbir kötülük kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın
oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak Allah, ne
yaptıklarını görmektedir. " (el-Enfâl, 8/39)

Bu ayetler, müslümanları, müşriklerden yıllarca gördükleri işkencelere
karşı intikam almaya teşvik ediyor; zalimlerden, Allah'ın hâkimiyetini
gasba yeltenmiş müstekbirlerden bu hâkimiyetin alınarak Allah'a iade
edilmesini ve hükmün Allah'a ait olduğunun onlara gösterilmesini
istiyordu. Bunun için de müslümanların gerekli tedbirler alarak ve
korunarak savaşmalarını istiyordu. Bu ayetlerdeki istek elbette Cenâb-ı
Hakk'a aitti. Eğer insanlara ve Resule ait olsaydı zaten onlar yıllarca
önce savaşmak ve zulme isyan etmek istemişlerdi. Ancak, zulme isyan
Allah'ın ölçülerine ve rızasına uygun yapılmalı ve bir zulüm
kaldırılırken yerine başka bir zulüm ikame edilmemeliydi. İşte
Medine'deki İslâm toplumu bunu anlıyordu. Müslümanlar işte bunun için
müşriklerle savaşmayı göze almışlardı.

Mekkeli müşrikler defalarca müslümanları tehdit edip, onlara Medine-i
Münevvere yakınlarına kadar gönderdikleri çapulcu birlikleri eliyle
zararlar veriyorlardı. Son zamanlarda Ebû Süfyân'ın da ortaklığıyla
oluşturulan bir kervan Suriye'den mallar getirecek ve bununla
müslümanlara son ve kesin darbe indirilecekti. Bunu haber alan
Resulullah (s.a.s.), durumu ashabıyla istişare etti. Bu kervanın
Mekke'ye ulaşmasına engel olunması kararı alındı. Bu kararın uygulanması
aşamasına gelindiğinde Ebu Süfyan durumdan haberdar oldu ve Damdam b.
Amr el-Gifârî'yi Mekke'ye göndererek Kureyş'ten yardım istedi.

Ebu Cehil bu fırsatı kaçırmak istemediğinden Kâbe'ye koştu. Müşrikleri
müslümanlara karşı savaşa teşvik etti. Tellâllar çıkararak Mekke
sokaklarında bağırttı. Eli silâh tutan herkes bu müşrik ve putperest
orduya katıldı. Hatta Resulullah'ın müşrik olan amcası Ebu Leheb,
kendisi gidemeyecek kadar hasta olduğu için yerine ücretle bir kiralık
asker gönderdi.

Resulullah hicretin ikinci yılı Ramazan ayının sekizinci günü Abdullah
İbn Ümmü Mektum'u Medine'de kalan yaşlı ve hastalara namaz kıldırmak
üzere görevlendirdi. Yahudilerin karışıklık çıkarmasından
şüphelendikleri için Ebu Lübabe'yi de Medine'de yönetimin başında vekil
bıraktı.

Müslüman ordusunun sayısı üçyüzbeş kişi idi. Bunların seksenüçü
Muhacirlerden, altmışbiri Evs'den, geri kalanları da Hazrec kabilesinden
idiler. Muhacirlerden yalnızca Osman b. Affân (r.a.), hanımı
Resulullah'ın kızı Rukiye ağır hasta olduğu için Medine'de kalmıştı.
Kendisi de ayrıca rahatsızdı.

Müslümanların yalnız üç atları ve yetmiş develeri vardı. Bineklerine
sırayla binmek zorundaydılar. Zefiran denilen yere geldiklerinde,
Mekkeli müşriklerin büyük bir ordu ile üzerlerine gelmekte olduklarını
öğrendiler. Biraz duraklayıp tereddüt ettiler. Çünkü onların büyük
hazırlıklarla gelen Mekke ordusuna karşı koyacak kadar askerleri yoktu.
Buna hazırlıklı da değillerdi. Resulullah ashabıyla yeniden istişare
etti. Kervanın peşine mi düşülmeliydi; yoksa müşrik ordusuna karşı mı
durulmalıydı. Allah Resulu ve Muhâcirler ordunun karşısına çıkılması
taraftarıydılar. Ensâr ise, Akabe beyatında verdikleri sözle Medine' de
Rasûlullah'ı koruyacaklardı. Şimdi ise Medine dışında idiler. Rasûlullah
(s.a.s.) onlara reylerini sordu. Ensardan Sa'd b. Muaz şöyle dedi:

"Ya Resulullah, biz sana inandık. Allah tarafından getirdiklerinin hak
olduğunu tasdik ettik. Artık siz ne dilerseniz emrediniz. Seni gönderen
Allah hakkı için artık denize girersen, seninle beraber biz de gireriz.
Hiç birimiz geri kalmayız. Biz düşmana karşı durmaktan çekinmeyiz.
Muharebeden geri dönmeyiz. Sabrederiz ve sadakatten ayrılmayız. Bizden
memnun kalacağın işler nasip etmesini Allah' tan dilerim. Hemen Allah'ın
bereketini dileyerek istediğiniz tarafa yürüyünüz."

Resulullah (s.a.s.), ashabının bu birlik ve beraberliğine çok sevindi.
Allah'a hamd ile, müşriklerle karşılaşmak üzere Bedir kuyuları mevkiine
doğru yola koyuldu.

Ebu Süfyan, müslümanların Bedir'e gelmekte olduğunu öğrenince kervanın
yönünü değiştirdi. Deniz tarafından Mekke'ye yollandı. Müslümanlar
Bedir'e gelince, kervan çoktan uzaklaşmıştı.

İslâm ordusu, kumluk bir araziye konakladı. Müşrikler ise Bedir
kuyularını tutmuşlardı. Gece yağan yağmur, hem araziyi pekiştirdi, hem
de müslümanların su ihtiyacını giderdi. Bu Allah Teâlâ'nın onlara bir
yardımıydı.

Daha sonra, buraları çok iyi tanıyan Habbâb b. Munzir'in teklifiyle
ordunun karargâhı değiştirilip Bedir köyünün en sonundaki kuyunun
yararına geçildi. Resulullah (s.a.s.) elini kana bulamak istemediğinden
kendisine ordunun gerisinde bir çadır kuruldu. Çadırının kapısında Sad
b. Muaz nöbet tutuyordu.

Mekkeli müşrikler zırhlar içinde idi. Sayıları bin kişiye yakındı. Bunun
yüz kadarı süvari yedi yüzü develi ve geri kalanı piyade idi. Bu sayı
İslâm ordusunun üç katı idi.

Ordular ibret alınacak bir dağılım sergiliyordu. Tarih hiç bir zaman bu
derece anlamlı bir savaşa tanık olmamıştı. Bir tarafta Müminlerin dostu
Ebu Bekr (r.a.), diğer tarafta müşrik saflarında yer alan oğlu
Abdurrahman; bir tarafta müşrik ordusu komutanı, Utbe b. Rabia,
karşısında oğlu Huzeyfe bulunuyordu. Resulullah'ın amcası Abbas ile
Hazreti Zeyneb'in eşi ve Resulullah'ın damadı Ebu'l As, müşriklerin
arasındaydı. Akîl ise kardeşi Hz. Ali'ye karşı müşrik ordusunda yer
almaktaydı.

Bu sırada Ebû Süfyan'ın kervanının Mekke'ye ulaştığı haberi geldi. Ebu
Süfyan müşriklere bir haber göndererek, "Siz kervanınızı korumak için
harekete geçtiniz. Artık savaşmadan geri dönünüz" dedi. Ancak geri
dönmek için arzulu olanlar olduysa da savaşma kararı alanlar
çoğunluktaydı. Ebû Cehil, "Müslümanları öldürmeye bile lüzum yoktur.
Ellerini bağlayıp onları tekrar Mekke'ye götüreceğiz ve böylece İslâm da
bitecek" diyordu.

Bu ordu, İslâm'ın tek ordusuydu. Eğer bu ordu ezilecek ve silinecek
olursa Allah'ın hükmünü hâkim kılacak bir başka topluluk kalmayacaktı.
Hz. Peygamber (s.a.s.): "Allah'ın, vadettiğin yardımını bugün lutfet. Ya
Rab, bu bir avuç mücahid yok olursa, bir muvahhidler bu gün telef
olursa, yeryüzünde sana ibadet eden kalmayacak!" diye dua ve niyazlarına
devam etti. Bu sırada da şu mealdeki vahiy gelmişti:

"Bütün bu toplananlar (müşrikler) hezimete uğrayacak ve arkalarına dönüp kaçacaklardır. " (el-Kalem, 68/45).

Resulullah (s.a.s.) kan dökülmesini istemediğinden Ömer b. el-Hattab'ı
elçi olarak müşriklere gönderdi. Onlar savaş konusunda kararlı
olduklarından Resulullah'ın bu şerefli elçisinin tekliflerini
dinlemediler. Kur'an bir başka ayetiyle müminleri desteklemekte ve
Mekkeli müşriklerin cezalandırılmasını talep etmektedir:

"Onlar, (insanları, Rasülü ve mü'minleri) Mescid-i Haram'dan geri
çevirdikleri ve onun velisi, bakıcısı ve koruyucusu olmadıkları halde
Allah onlara neden azap etmesin? Onun velileri sadece muttakîlerdir.
Fakat çokları bunu bilmez. " (el-Enfal, 8/34).

Bu harpten itibaren, Kur'an-ı Kerîm'de, girişilen bütün savaşlarda
müslümanların yanıbaşında çok sayıda meleğin savaşa katıldığından
bahsedilir. Ancak Bedir savaşı ötekilerden bir farklılık gösterir.

"O zaman sen müminlere.' Rabbinizin size indirilmiş üç bin meleği ile
yardım etmesi, size yetmez mi?' diyordun , "Evet, sabreder, (Allah' dan)
korkarsanız, onlar hemen şu dakikada üzerinize gelseler, Rabbiniz, size
nişanlı beş bin melek ile yardım eder", Allah, bunu size sırf müjde
olsun ve kalpleriniz yatışsın diye yaptı.

Yardım, daima galip ve hikmet sahibi Allah katındadır. " (Âli İmrân, 3/124-126).

17 Ramazan (13 Mart 624) Cuma günü sabahleyin her iki ordu Bedir
kuyularına doğru ilerledi. Müslümanlar bu kuyuların başına kâfirlerden
önce ulaşmışlardı. Müşriklerin tarafındaki kuyular tamamen kapatılıp
tutulduysa da Hz. Peygamber (s.a.s.) düşmanın kendi tarafındaki bir
kuyudan su almalarına müsaade etmiştir. Cahiliye adetlerine göre savaşı
iyice kızıştırıp heyecan doğurmak için gruplar öne adam çıkararak
birbirlerine meydan okurlardı. Müşrikler tarafından Esved adındaki şahıs
ortaya çıkıp er istemiş, buna karşı Hz. Hamza çıkarak onu derhal
öldürüvermişti. Bunun üzerine Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe b.
Rabîa, kardeşi Şeybe ve oğlu Velid ortaya atıldılar. Bunların karşısına
Medineli gençlerden üç kişi çıkınca, kim olduklarını sormuş ve onlara:
"Siz bizim dengimiz ve muhatabımız değilsiniz, bizim kavmimiz ve
kabilemizden adamlar çıksın" demişlerdi.

Kureyş kâfirlerinin bu istekleri üzerine Hz. Hamza, Hz. Ali ve Ubeyde b.
Hâris çıktılar. Hz. Hamza ile Hz. Ali hasımlarını derhal öldürdüler.
Ubeyde ise hasmını yaralamış kendisi de yaralanmıştı. Onun yardımına
koşan Hz. Hamza ve Hz. Ali (r.a.) derhal Utbe'yi öldürüp yaralı
arkadaşlarını müslümanların karargâhına taşımışlardı. Bu mubarezelerin
sonunda taraflar birbirlerine saldırıya geçtiler. İkindiye doğru
müslümanlar tarihin kaydettiği büyük zaferlerden birini
gerçekleştirmişlerdi. Savaş sona ermişti. Müslümanların, İslâm'ın ve
özellikle Hz. Peygamber'in en büyük düşmanı Ebu Cehil başta olmak üzere
müşriklerin ileri gelenlerinden çok kimse hayatını kaybetmişti.
Müşriklerden tam yetmiş kişi öldürülmüştü. Müslümanlar ise on dört şehid
vermişlerdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) namazlarını kıldırdıktan sonra
Allah yolunda canlarını veren bu ilk şehitleri toprağa verdi.
Müslümanlar Kureyş'in ölülerini de yerde bırakmayıp açtıkları bir çukura
gömdüler.

Mekkeli müşriklerden bir miktar esir alındı. Ama henüz Cenâb-ı Allah
esirler hakkında hükmünü bildirmemişti. Peygamberimiz bu esirlerle
ilgili olarak ashabıyla istişarede bulundu. Ashabtan bazıları bunların
derhal öldürülmesini teklif ederken, en yakın müslüman akrabalarının
bunu infaz etmelerini tavsiye etmişlerdi. Buna karşılık başta Hz. Ebu
Bekir olmak üzere bazı sahabeler de bu esirlerin fidye karşılığında
serbest bırakılmalarını teklif ettiler. Rasûlullah bu ikinci teklifi
uygun buldu. Fidye ödeyemeyenlerden okuma yazma bilenlerin müslümanların
çocuklarından onar kişiye okuma-yazma öğretmeleri istendi. Esirler
müslümanlar arasında dağıtıldı.

Hz. Peygamber onlara iyi muamele edilmesini istedi. Esirlerden elbisesiz
kalmış olanlara giyecekler verildi. Bu esirler müslümanlarla birlikte
ve onlarla eşit şartlar altında yemeğe oturuyorlardı. Esir alınanlardan
sadece ikisi idama mahkûm edilmiştir. Çünkü bunlar Mekke'de inananlara
yapmış oldukları zulümden dolayı idamı haketmişlerdi. Rasûlullah'ın, bu
ilk askerî karşılaşmada gösterdiği bu insânî tutum ve davranış daha
sonraki olaylarda da değişmemiştir.

Mekke müşriklerinin ileri gelenleri ve başkanları, Bedir'de
öldürülmüştü. Ebû Süfyan ise büyük ticaret kervanının başında olduğu
halde kaçıp kurtulmuş ve bundan böyle Mekke' nin başkanı olmuştu. Oğlu,
kayınpederi ve kayınbiraderi Bedir savaşında öldürülen Ebu Süfyan,
bunların intikamını alıncaya kadar hanımına yaklaşmayacağına, saç ve
sakalını kestirmeyeceğine yemin etti. Bunun yanında karısı Hind de kendi
akrabalarını öldürenleri bulup onların ciğerlerini yiyeceğine and
içmişti.

Bedir zaferi, siyasi-dini yapıdaki İslâm devlet ve camiasının daha da
sağlam temeller üzerine oturmasını sağladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) Bedir'
de savaş başlayacağı sırada, secdeye kapanıp Allah'a yönelerek O'na,
yardımını esirgememesi için dua ettiğinde o günkü durumu en güzel bir
şekilde dile getiriyordu:

"Ey Allah'ım! Şayet şu küçücük ordu eriyip giderse sana (yeryüzünde) artık ibadet edecek kimse kalmayacaktır... "

Admin
Administrator

Erkek Mesaj Sayısı : 2857
Points : 6936
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 03/05/11

http://uydudreambox.swedishforum.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz